1930’ların ikinci yarısıydı… 10 yaşındaki Jupp, evinde radyosunun başında Alman milli takımının maçlarını dinlemek, sonuçları öğrenmek istiyordu. O günlerde Alman milli takımı Münzenberg, Urban, Stepan ve daha bir çok yıldıza sahip kadrosuyla fırtına gibi esiyordu. Fakat o günlerde Almanya’da esas özne futbol değil politikaydı. Hitler, Alman yaşam alanı Lebensraum’u genişletmek için ülke içinde bir ayrışmaya gitmeye başlamıştı. 1939’da ise bu alan genişletme politikası ülke dışına gitmeye başladığında, dünya en büyük felaketlerinden biriyle tanışmıştı: 2. Dünya Savaşı.

juppJupp Derwall isimli Würselen’li bu gencin ise tek derdi kasabasının biricik takımı Rhenania 05 kulübünde başarılı olmaktı. 1943 yılına gelindiğinde henüz 16 yaşındayken Jupp en büyük keyfini, ülkesinin anlamsız politikaları yüzünden bırakmak zorunda kaldı. Nazi Almanyası, Jupp’u önce işçi olarak çalıştırmaya başladı. Biraz palazlandıktan sonra hava kuvvetlerine dahil edilip pilot yapıldı. Daha sonra kara kuvvetlerine atandı. Artık savaşın sonları gelinmişti. Almanya, batıdan ABD, doğudan SSCB tarafından tamamen ele geçirilmişti. Jupp ise ABD askerleri tarafından teslim alınmıştı.

Bütün hayatı kararmıştı. Tek derdi futbol oynamak ve bol bol gol atmak olan bu gence hayat en büyük golü atmıştı. Bir Nazi askeri olarak müttefikler tarafından esir alınmış, ülkesi işgal edilmişti. Esir hayatı devam ederken ABD kuvvetleri tarafından müttefiklerin bir diğer ülkesi Fransa’ya madenlerde çalıştırılmak üzere götürülürken arkadaşlarıyla birlikte trenden kaçmayı başardılar.

Sonun başlangıcına doğru götürülen Jupp, bu kaçışla kendi beyaz sayfasını açma fırsatı buluyordu. Arkadaşlarıyla kasabalarına döndüklerinde, bir zamanlar futbol oynadıkları Rhenania 05’in sahasının şarapnel parçalarıyla dolu olduğunu gördüler. Biraz buruk bir şekilde şarapnelli sahayı elleriyle temizlediler.

Kasabaları o dönem İngiliz esareti altındaydı. Toplu hareketlere katiyen izin verilmiyordu. Gizli saklı futbol oynamaya engel değildi tabi bu durum. Bir süre sonra yumuşayan ilişkilerin de etkisiyle liglerin kurulmasına izin verildi.

derwalForvet Jupp ve arkadaşları o kadar iyi oynadılar ki bir üst lige çıktılar. Bu ligde daha güçlü ve bütün Almanya’nın tanıdığı takımlar vardı. 40’lı yıllarda Bundesliga olmadığı için mesela Schalke 04, Jupp ve arkadaşlarının takımıyla aynı ligdeydi. Hatta Schalke 04 karşısında hat-trick yaptığı maçtan sonra ulusal basın Jupp Derwall’den bahsetmeye başlamıştı.

Bu başarıları Jupp’u Aachen ve Fortuna Düsseldorf gibi daha sükseli takımlara taşıdı. Ardından da milli takıma. Bir süre sonra İsviçre’nin FC Biel takımına oyuncu – antrenör olarak transfer oldu. Burada taktik zekasını da sergilemiş ve Biel takımına bir ikincilik kazandırmıştı. Daha sonra Almanya’da çeşitli takımları çalıştırdıktan sonra asıl istediği yerden gelen teklife kayıtsız kalamadı. Almanya Milli Takımı’nda efsane Helmut Schön’ün yardımcılığını üstlenmeye başladı 1970’te. Schön, bir başka efsane Herberger’in yardımcısıydı. Aynı zamanda Derwall’in eski hocası. Bunun anlamı açıktı. Alman Milli Takımı’nın gelecekteki antrenörü Derwall olacaktı. Schön’le Derwall birlikte 5 turnuva gördüler.

Bunların ikisini kazandılar. Biri 72 Avrupa Şampiyonluğu diğeri 74 Dünya Şampiyonluğu. Bir zamanların kasaba futbolcusu Derwall, Dünya Kupası kaldırdı. Bu başarılardan daha da önemlisi Schön’den özellikle futbol taktiği üzerine önemli dersler aldı. Aldığı en önemli ders, rakibinin kadrosunda ne kadar sükseli yıldızlar olursa olsun takım halinde bir bütünlük içinde oynanırsa her takım karşısında galip gelinebilirdi. Schön bunu defalarca canlı yaşatmıştı Derwall’e. Şimdi sıra ondaydı.

foto 61978 Dünya Kupası turnuvasının ardından Helmut Schön, koltuğu Derwall’e devretti. Almanya Milli Takımı’nın teknik direktörü artık o olmuştu. 1980 yılında Batı Almanya’ya ikinci Avrupa Şampiyonluğunu finalde Eric Gerets’li Belçika’yı yenerek kazandırıyordu. O artık başarmış bir futbol adamıydı. Tartışılmaz bir konuma yükselmişti. 1982 Dünya Kupası’nda finalde İtalyanlar’a karşı 3-1 yenilmişti ama Herberger – Schön’den gelen genel çıta aşağıya inmemişti. Batı Alman futbolu Derwall’le doğru yoldaydı. Üstelik milli takımdaki nesil değişikliği gerekliliğini göz ardı etmemiş ve takıma Matthaeus, Littbarski, Schumacher gibi isimleri de kazandırmıştı. 1984 Avrupa Şampiyonası Derwall’in milli takım kariyerini bitiren turnuva oldu. Bir nesil değişikliğinin tam üzerindeydi ama uyum beklediğinden daha uzun sürmüştü. Batı Almanya turnuvada ilk turda elenince bir zamanlar kendisini omuzlara alanlar sırt çevirmişler ve istifadan başka bir seçenek kalmamıştı.

Milli takımın başında 67 maça çıkmış ve 45 galibiyet, 11 beraberlik ve 11 yenilgi almıştı. Ama bazen nesil değişikliği bazen de kan değişikliği gerekiyor. Bu sebeple Derwall, koltuğunu Beckenbauer’a bırakıp gitti. Derwall, teknik direktörlüğü hatta futbolu kafasında bitirmiş gibiydi. Öyle ki Bundesliga’dan gelen cazip teklifleri bile reddediyordu. Eşiyle o çok istedikleri sakin hayatı yaşamak istiyordu.

108222

Tam o günlerde Galatasaray, İviç’ten boşalan teknik direktörlük koltuğuna yeni bir isim arıyordu. Yöneticiler Alp Yalman ve Faruk Süren’in aklına Derwall’i getirmek geldi. Yalman, Derwall’den randevu istemişti ama ilk başlarda Derwall isteksiz davranmıştı. Fakat Yalman’ın ısrarlı tavrı karşısında fazla dayanamamış ve Almanya – İsviçre yolundaki bir restoranda Yalman ve Süren’i davet etmişti. Alp Yalman isteksiz Derwall’e aynen şöyle dedi; “Bakın sayın Derwall, biz sizi sadece teknik direktör olarak istemiyoruz, Türkiye’de futbolun altyapısını gerçekleştirebilecek birisiniz. O yüzden sizi istiyoruz.” Derwall baktı ki kurtuluş yok, “Peki” dedi, “Gelip bir bakacağım.”

545xKısa bir zaman sonra Florya tesislerine gelen Derwall tam bir hayal kırıklığına uğradı. Buradaki saha kasabası Würselen’in İkinci Dünya Savaşı sonrası şarapnelli sahasına benziyordu. Çakıl taşlı toprak bir futbol sahası vardı. Derwall Galatasaray yönetimine çok açık bir mesaj verdi; “Eğer bu sahayı çim yapmazsanız ben yokum!” Başkan Ali Uras’ın üstün gayretleriyle kısa zaman sonra toprak saha çimlendirildi. Bunun yanı sıra Simoviç, Prekazi, İsmail, Semih, Yusuf, Erhan, İlyas, Erdal Keser ve Uğur gibi isimler kulübe kazandırıldı. Derwall bu yepyeni kadroya toplu hücum toplu defans yani total futbolu öğretmeye kararlıydı. Türkiye’de yetişmiş futbolcular her ne kadar pres ve tam saha baskı gibi kavramlara yabancı olsalar da Derwall bir süre sonra Galatasaray’ı Avrupa standartlarında bir takım haline getirdi.

Derwall ilk iki sene şampiyonluk kazandıramayınca yeni seçilen başkan Ali Tanrıyar, Derwall’i göndermeye kalktı. İşte tam o sırada bir kişi bu gönderme niyetine set çekti. Bunu yapan, Ali Tanrıyar’ın bacanağı başbakan Turgut Özal’dı. Derwall’in Türkiye’nin tanıtımına çok katkısı olduğunu ve gönderilmemesini rica etti. Tanrıyar, Özal’ın bu isteğini kıramadı. Nitekim devamında gelen sezonda Derwall, ektiği tohumların hasadını aldı ve 14 yıl aradan sonra Galatasaray’ı şampiyon yaptı. Derwall Galatasaray’a hem modern futbolu hem de kazanmayı öğretmişti. Bıraktığı mirasın ne denli büyük olduğu daha sonraları anlaşılacaktı. Galatasaray’ın 1987 yılı itibariyle kazandığı her başarıda onun bir parça izi olacaktı. Yardımcısı Mustafa Denizli’yle gelen şampiyonluk, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final, devamında Kupa Galipleri Kupası’nda çeyrek final gibi…

1992 yılında Galatasaray yönetimi Kaiserslautern’in şampiyon hocası Feldkamp’ı getirmek istiyor fakat ikna edemiyordu. Derwall’in bir telefonu Kalli lakaplı Feldkamp’ı Galatasaray’ın hocası yaptı.

Feldkamp ve yardımcısı Hollmann’la gelen şampiyonluklar ve tarihi Manchester United zaferi aslında hep Derwall imzalıydı.

foto 3Türk futboluna çok önemli hizmetler yapan Şef Gümüş Kıvrım, Mustafa Denizli ve Fatih Terim’in de hem akıl hocası hem de ilham kaynağıydı. Hatta öyle ki Fatih Terim, Kopenhag’daki UEFA finali maçı için eski hocası Derwall’i Kopenhag’a davet etti. Derwall’in yanıtı ise kısa ve espriliydi; “Sen bu işi bensiz de halledebilirsin Fatih!” Belli ki eski öğrencisinden rol çalmak istemiyordu.

Geçmişinde savaş esiri olmak dahil her türlü hüsran ve zafer olan bu kocaman yürekli adam Türk futboluna sistem düşüncesinin yanı sıra ruh kazandırdı. Hem milli takım hem de kulüp takımları düzeyinde hiç bir takımdan korkulmaması, sadece futbolun temel gereklerinin yerine getirilmesi düşüncesini aşıladı.

Derwall hiç şüphesiz futbolumuza çağ atlattı. Ama her şeyden önce o, bizi, biz de onu çok sevdik. Reklamlarda bile oynadı. Çünkü o bir güven unsuruydu.

Beckenbauer’ın da dediği gibi: onu, Almanlar’dan çok Türkler sevdi ve anladı.

Toprağın bol olsun güzel insan Jupp Derwall !

 

 

 

 

 

 

 

 

Sarp Dirican (2072 Posts)

4 yaşından beri aktif futbol takipçisi. 90'lı yıllardan itibaren sıkı bir Alman futbolu ve Bundesliga gözlemcisi ayrıca gayet oturaklı bir Beşiktaş taraftarı. Aumann'ı hiç sevmem, Kuntz'dan şaşmam, Hengen'i kavrayamam.


Yorumlar

Bir cevap yazın

Unable to load the Are You a Human PlayThru™. Please contact the site owner to report the problem.