Türk popu klasik çizgisinden seksenlerde çıkmaya başladı. Seksenlere kadar kadife sesli şarkıcıların naif yorumları ve düzeni belli bir ritmde ilerleyen şarkıların dünyasıydı pop. Bize özgüydü, yerel pop idi.

Yurtdışına açılma yıllarımızdır seksenler, aynı zamanda dünyanın bize açılma yıllarıdır. Pop müzik algılarımızı değiştiren esas kadro Onno Tunç, Arto Tunçboyacıyan ve Ara Dinkjian’lı ekiptir. ABD’de bile albüm yapmış bu ekibin Sezen Aksu’yla düzenli olarak çalışması seksenlerin başına denk gelir. Bu müthiş ekip sadece Sezen Aksu’yu ülkenin bir numaralı pop sanatçısı yapmadı aynı zamanda ülkedeki pop müziğin saygınlık kazanmasında da etkili oldu.

Sorunsuz değildir bu tip ekipler. Ortaya çıkarttıkları mükemmel işlerin arka planında resmen savaş vardır. Çünkü yetkinlikler ne kadar artarsa egolar da o nispette artar. Sezen Aksu 1991’deki albümünün bir röportajında bu durumu basına şöyle çıtlatmıştı: “Benim bütün çalışmalarım zorlu hatta kanlı olurdu ama bu çalışmam hepsine fark attı. Bu defa kan gövdeyi götürdü.”

Belli bir ekiple milyonların önüne çıkartılan her işin arka planı zaten böyledir. Egoludur, tutkuludur, kanlıdır. Ama bu ekipler icra aşamasında egolarından arınıp sadece yetkinliklerini konuşturup ortaya harika işler çıkartırlar.

terim 2

Futbolda, özellikle büyük kulüplerimizde bu durum farksız değildir. Herkes her şeyi çok bilir! Egolar çok yüksektir. Herkesin kendince bir tezi vardır ve bunu karşısındakine kabul ettirip karar merci olmaya çalışılır.

Eğer diyelim ki bir yöneticinin yaptığı transfer es kaza tutarsa bir sonraki transferde o yöneticinin belirlediği menajerlerle çalışılır. Menajer hangi yöneticinin o konjonktürde baskın olduğunu bilmek durumundadır. Kulübün iç dengelerini çok iyi bildikleri için de ilgili yöneticiyle dirsek temasına girip perde arkasında bireysel menfaate dayalı bir çok parasal hesabın içine girerler.

 

Galatasaray bütün bunları 1996’da yok etmişti. Yeni seçilen başkan Faruk Süren ve ekibi, transfer dahil her futbol işini teknik direktör Fatih Terim’e bırakıp, futbol şube sorumluluğu pozisyonunu kapatarak o alanı terketmişlerdi. Bütün futbol inşaatıyla baştan ayağa Fatih Terim ilgileniyor, İngiltere’deki gibi teknik direktör üstü menajer Fatih Terim oluyordu. Terim Florya’da ve Ali Sami Yen’de bir nevi başkan gibiydi.

terim 5Fatih Terim futbolu çok iyi bildiği için verilen bu payeyi boşa çıkartmadı ve Galatasaray’a sınırsız başarılar kazandırdı.

Ama bence o dönemde Galatasaray’ın en büyük başarısı, herkesin kendi görev sınırlarını çok iyi bilmesi. Daha da önemlisi haddini bilip egosunu kontrol etmesiydi.

Hiç kimse kendi bireysel menfaatine takılmadı. Kulübün menfaati söz konusu olunca herkes olgun davrandı.

UEFA kupası dahil her başarı ego tatmini değil ego kontrolüyle geldi.

Bu zorunluydu çünkü mesela, Fatih Terim, Ümit Davala’yı Diyarbakırspor’dan transfer ettirince herkes tepki göstermişti. Bunlara mı kaldık diye?

Halbuki Fatih Terim, Ümit’i Afyonspor’dan beri tanıyordu. Milli Takımlarda yolları kesişmişti. Terim, doksanların başında Milli Takımlar Teknik Direktörü Piontek’in yardımcısıydı ve birlikte bütün memlekette futbolcu tarıyorlardı. Ümit, boşa yapılmış bir transfer değildi, tam aksine tecrübeye dayanarak yapılan bir transferdi.

Herhangi bir yönetici Fatih Terim kadar ülke futbolunu ve futbolcusunu tanımadığı için susmuştu. İşte kurumsallık denilen şey aslında bu susma ve karışmama eylemleridir.

terim600_FSFM7Modern ülkeler aslında kurumsal ülkelerdir. Yetkinlikler ve tecrübeler çok değerlidir. Pozisyonlar profesyonelce belirlendiği için çizilen sınırlara herkes riayet eder. Sistem inancı yerleşmiştir. Modern yapılarda hiç kimse kendini pazarlamaya çalışmaz. Zaten bir değeri varsa ona gereken paye verilir. Türkiye kurumsallaşamadığı için bu ülkede insan ilişkileri ve kendini pazarlama önemlidir. Ağlamayana meme yok ülkesidir burası.

GS başkanı Ünal Aysal bunları çok iyi bilecek bir kişidir. Uzun süre yurtdışında yaşamış, önemli yetkinlikleri olan biridir.

Ama nedense zoraki getirdi Fatih Terim’e Florya’yı zoraki emanet etti.

Anlaşılan o ki kafasında Bülent Tulun’u sportif direktör olarak Florya’da tutmak ve herşeyden onu sorumlu tutmak vardı.

Bülent Tulun futbolda hangi özelliğiyle Fatih Terim’e üstün ki bu düşünce Aysal’da mevcut ?

Öyle bir şey olmadığına göre uzun yıllara dayalı ikili ilişkiler devreye girmiş ve Aysal – Terim savaşları bu şekilde başlamıştı.

Aysal, başkanlığın ona verdiği kozları masaya koydu, Terim de buna şampiyonluklarla cevap verdi. Futbolun en büyük kozunun başarı olduğunu gösterdi. Aysal, Terim’e ip cambazı muamalesi yaptı ama kahretsin ki ip cambazı ipi sorunsuz geçti !

Batıda bir ip cambazı ipe çıktığı zaman ha geçti ha geçecek diye bakılır, doğuda ise ha düştü ha düşecek diye bakılır.

80432_aysal-istifa_1Ünal Aysal batı dünyasından gelmiş biri olmasına rağmen, ikili ilişkiyle adam kayırmak, yalakalık yapanı el üstünde tutmak, yetkinlikleri göz ardı etmek, ip cambazlarının düşmesinden keyif almak gibi gelişmemiş doğu toplumlarındaki bütün genetik kodları içinde barındırıyor.

Yani mesele Ünal Aysal’ın batı görünümlü doğu kafasıyla kabile tipi kulüp yönetmeye çalışmasından kaynaklanıyor.

Adnan Polat – Adnan Sezgin ikilisinden bunalan Galatasaray camiası bu ikilinin yeni sürümleri olan Aysal – Tulun ikilisiyle başbaşa kalmak durumunda kaldı.

Mesela Aysal’ın eleman lafı, batıda yetişmiş ve ülke jargonuna hakim olmayan birinden çıkmadı ki; tam aksine ip cambazının düşmesini sağlamaya çalışan şark kurnazı bir kafadan çıktı.

Meselenin özü, kulübü kendi çiftliğine çevirmeye çalışan para babası bir başkanla, futbola çok hakim bir futbol adamının egolarının savaşıdır. Hadi Terim’in egosunu anlarım da Ünal Aysal’a ne oluyor onu anlamam.

Bu haliyle Ünal Aysal’ın, Aziz Yıldırım’dan ve Yıldırım Demirören’den hiç farkının olmadığını da görmüş olduk.

Tabi bu arada olan Galatasaray taraftarına oldu. Resmen elleri kursaklarında kaldı.

Onlara ne sizin savaşınızdan!

Terim’in kovulması, ülke kurumlarının kurumsallaşamayacağı, ego problemlerinin halledilemeyeceği ve modern zihniyetin hakim kılınamayacağı ümitsizliğimi perçinlemiştir.

Emeği geçenlerin ellerine sağlık !

 

Sarp Dirican Sarp Dirican (597 Posts)

4 yaşından beri aktif futbol takipçisi. 90'lı yıllardan itibaren sıkı bir Alman futbolu ve Bundesliga gözlemcisi ayrıca gayet oturaklı bir Beşiktaş taraftarı. Aumann'ı hiç sevmem, Kuntz'dan şaşmam, Hengen'i kavrayamam.


Yorumlar

One Comments

  • Serap 30 / 09 / 2013 Reply

    Ben bir Galatasaray’lıyım ve Terim’le ilgili aynı senin düşündüklerimi düşünüyorum Sarpçım.. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörlerinden biridir o, üstelik en karizmatik 😉 Harcandı, başka bir şey değil.. Yazık 🙂 Kalemine sağlık oğulcağızım..

Bir cevap yazın

Unable to load the Are You a Human PlayThru™. Please contact the site owner to report the problem.